02 Nisan 2009 Perşembe

NATO Zirvesi yarın başlıyor

NATO Zirvesi yarın başlıyor

NATO üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirecek olan Strasbourg-Kehl zirvesi, ittifakın 60. kuruluş yıl dönümü çerçevesinde, "kapalı bir aile toplantısı" havasında yapılacak.

Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından temsil edileceği zirvede liderler, "Karargah Reformu" olarak adlandırılan çalışmayı en üst düzeyde ele alarak inceleyecek.

İttifakın gelecek 10 yıllarda yeni güvenlik unsur ve tehditlerini nasıl göğüsleyeceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunacak olan NATO Konseyinde devlet ve hükümet başkanları, "Atlantik İttifakı Deklarasyonu" belgesinin yanı sıra bir ortak bildiri ve bir "Afganistan Deklarasyonu" yayımlayacak.

ABD Başkanı Barack Obama'nın ilk defa katılacağı zirve sırasında ittifakın Arnavutluk ve Hırvatistan'ın katılımıyla genişlemesi, Fransa'nın askeri kanada dönüşü, yeni NATO genel sekreterinin belirlenmesine ilişkin temaslar, terörizmle mücadele, Rusya ile ilişkiler, NATO-AB ilişkileri gibi konular resmi veya gayrı resmi gündemde yer bulacak.

Fransa'nın Strasbourg, Almanya'nın Kehl ve Baden-Baden kentlerinde yapılacak NATO zirvesi, yarın akşam devlet ve hükümet başkanlarının, dışişleri bakanlarının ve savunma bakanlarının ayrı ayrı buluşacakları çalışma yemekleriyle başlayacak. Zirve, cumartesi günü yayımlanacak ortak bildiriyle sona erecek.

NATO zirvesi sırasında yapılması ve bir kısmı şiddetten yana olan on binlerce kişinin katılması öngörülen karşı gösteriler ve protesto hareketleri nedeniyle, Fransa ve Almanya'da 15'er bin polis ve güvenlik uzmanı görevlendirildi, olağanüstü önlemler alındı. Strasbourg'da yaklaşık 30 stratejik öneme sahip binanın çevresinin bariyerlerle kapatıldığı, bu binalar arasında kongre ve basın merkezleriyle Amerikan heyetinin kaldığı Hilton otelinin de bulunduğu kaydedildi.

Fransa, zirve dolayısıyla daha önce Schengen Anlaşması gereği Almanya sınırında kaldırdığı vize denetimlerini 20 Mart ile 5 Nisan arasında yeniden yürürlüğe koymuştu.

-NATO-

Kuzey Atlantik İşbirliği Teşkilatı (NATO), Washington'da 4 Nisan 1949'da imzalanan antlaşma çerçevesinde oluşturulan, dünyanın en büyük ortak askeri savunma örgütü.

İlk aşamada 12 ülke (ABD, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İngiltere, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Norveç, Hollanda ve Portekiz) tarafından kurulan NATO'ya daha sonra Türkiye ve Yunanistan, onların ardından da Almanya, İspanya, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Litvanya, Estonya, Letonya, Slovakya, Slovenya, Bulgaristan ve Romanya katıldı. NATO'nun üye sayısı, bu zirvede Arnavutluk ve Hırvatistan'ın da katılımıyla 28'e ulaşacak.

Başlangıçta "Sovyet tehdidine karşı" kurulan ve bir "savunma alanı" belirleyerek müttefikler arasında dayanışma ilkesini ön plana çıkaran NATO, Doğu Blokunun ve Varşova Paktının çökmesinin ardından "kapsama alanını" genişletti, Kosova'dan Afganistan'a, Irak'tan Somali'ye çeşitli rol ve görevler üstlendi.

NATO antlaşmasının, "Bir müttefike yönelik saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılır" ilkesine dayalı 5. maddesi, ilk defa 2001 yılında ABD'de 11 Eylül saldırıları çerçevesinde işlerlik gördü.

Genel merkezi 1966'den beri Brüksel'de bulunan NATO'nun Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı (SHAPE) da Belçika'nın Mons kenti yakınlarında konuşlandırıldı.

İttifakın en yüksek siyasi karar organını Kuzey Atlantik Konseyi, askeri karar organını ise Askeri Komite oluşturuyor.

SON ZİRVELER VE ATILAN ADIMLAR

Kuzey Atlantik İşbirliği Teşkilatı (NATO) zirveleri, değişik çerçevelerde ve farklı katılım boyutlarıyla yapılıyor.

İttifakın önceki zirvelerinin listesi şöyle:

1) Aralık 1957: Paris zirvesi: Müttefik ülkelerin hükümet başkanları, Kuzey Atlantik Antlaşması ilkelerini teyit etti.

2) Haziran 1974: Brüksel zirvesi: Avrupa ile ABD ve Kanada arasındaki "güçlü ilişki ve bağları" konu alan bir bildiri onaylandı.

3) Mayıs 1975: Brüksel zirvesi: Genel değerlendirme...

4) Mayıs 1977: Londra zirvesi: Uzun vadeli bir savunma planı onaylandı.

5) Mayıs 1978: Washington zirvesi: Genel değerlendirme...

6) Haziran 1982: Bonn zirvesi: NATO'nun barış ve özgürlük projesine ilişkin bildiri onaylandı.

7) Kasım 1985: Brüksel zirvesi: ABD Başkanı Ronald Reagan ve Sovyet lideri Mihail Gorbaçov'un Cenevre temasları değerlendirildi.

8) Mart 1988: Brüksel zirvesi: Uzun menzilli füzeler ve ittifak politikası konulu gerginliğin ardından 16 üye ülke, birlik ve beraberlik içinde kalındığını teyit etti.

9) Mayıs 1989: Brüksel zirvesi: Avrupa'da konvansiyonel silahların kısıtlanması anlaşmasının ilk adımı atıldı.

10) Aralık 1989: Brüksel zirvesi: ABD Başkanı George Bush, SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov ile Malta temasları hakkında müttefikleri bilgilendirdi.

11) Temmuz 1990: Londra zirvesi: NATO, Berlin Duvarının yıkılmasının ardından Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine işbirliği öneren bir bildiriyi onayladı.

12) Kasım 1990: Roma zirvesi: NATO yeni bir strateji belirledi, Soğuk Savaş sonrasında eski Doğu Bloku ülkeleriyle barış ve ortaklık iradesi bildirisi yayımladı.

13) Temmuz 1994: Brüksel zirvesi: İttifak, eski Doğu Bloku ülkelerine kapılarını açma yönünde ilke kararı verdi ve Barış İçin Ortaklık (BİO) programı çerçevesinde bu ülkelerle askeri işbirliği başlattı.

14) Temmuz 1997: Madrid zirvesi: NATO, ilk aşamada Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan'ın katılımına yeşil ışık yaktı.

15) Nisan 1999: Washington zirvesi: Kosova sorunu sürerken 50. yaşını kutlayan NATO, 3 Doğu Avrupa ülkesini (Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan) bünyesine kattı.

16) Kasım 2002: Prag zirvesi: İlk defa eski Varşova Paktı üyesi bir ülkede NATO zirvesi yapıldı. NATO, 7 yeni üyenin katılımına yeşil ışık yakıldı. Terörizm ve kitle imha silahlarına karşı mücadele ön plana taşındı. Acil Mukabele Gücü (NRF) oluşumuna yeşil ışık yakıldı.

17) Haziran 2004: İstanbul zirvesi: NATO'nun 26 müttefiki ve ittifakla işbirliği yapan 20 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını, dışişleri ve savunma bakanlarını, genelkurmay başkanlarını ve askeri yetkilileri bir araya getiren İstanbul zirvesi, "alınan kararlarla" ve "yansıtılan görüntülerle", "tarihi" nitelik kazandı. NATO liderleri, her şeyden önce, ittifak bünyesinde Irak krizinin başından beri süregelen ve kamuoyundan gizlenmesi mümkün olmayan "uzlaşmazlık havasına" son vermek için büyük çaba harcadı. O dönemde yeni Irak hükümetine destek sözünü oybirliğiyle veren müttefikler, "isteklilerin" Irak güvenlik birimlerinin eğitimine katkıda bulunmasına da onay vererek yeni bir adım attı, bu çerçevede "Washington'ın arzuları doğrultusunda" Irak'a NATO bayrağının girmesine yeşil ışık yaktı.

Afganistan, NATO'nun "küresel boyutunu ve hedeflerini" yansıtan bir dosya olarak İstanbul zirvesine damgasını vurdu. İttifak, Afganistan'daki asker sayısını artırarak, bu ülkedeki sorumluluk ve etki alanlarını genişletmeyi kararlaştırdı ve dünyaya "savunma alanında ve terörizme karşı mücadelede sınır tanımadığı" mesajını verdi.

"İstanbul inisiyatifi" olarak belgelere giren bir kararda da NATO'nun, başta Akdeniz ülkeleri olmak üzere ittifak dışı "dostlarla" temas ve ilişkilerini geliştirmesine yeşil ışık yakıldı.

İttifakın en kapsamlı genişlemesi, 7 yeni katılımla (Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya, Slovenya, Bulgaristan ve Romanya) İstanbul'da gerçekleşti.

18) Şubat 2005: Brüksel zirvesi: Irak dosyası çerçevesinde ittifak bünyesindeki krizin giderildiği havasının yansıtılmasına çaba gösterildi ve NATO'nun "transatlantik diyalog" organı kaldığı belirtildi.

19) Kasım 2006: Riga zirvesi - "Afganistan dosyası" ele alındı, siyasi açıdan, ittifak dışı ülkelerle ortaklık ve işbirliğinin geliştirilmesi konusuna ağırlık verildi, askeri açıdan da NATO komutasındaki operasyonların "daha etkin" hale getirilmesinin yöntemleri üzerinde uzlaşma arandı. Acil Mukabele Gücü (NRF) "tam operasyonel" ilan edildi. İttifakın stratejik çalışmalarının zeminini oluşturan "Kapsamlı Siyasi Yönerge" belgesini kamuoyuna açıklandı.

20) Nisan 2008 - Bükreş zirvesi - Genişleme ve yeni katılımlara yeşil ışık yakma, Afganistan, Kosova, AB ile ilişkiler dosyalarına öncelik verildi, ittifak bünyesinde "uzlaşma ve dayanışma havası" yansıtmak için yoğun çaba harcandı.

NATO'NUN DEĞİŞİM SÜRECİNDE ÖNEMLİ TARİH VE ADIMLAR

Fransa'nın Strasbourg ve Almanya'nın Kehl ile Baden-Baden kentlerinde müttefiklerin devlet ve hükümet başkanlarını buluşturarak 21. zirvesini yapacak olan NATO, "siyasi ve askeri dönüşüm süreci" çerçevesinde yapısal değişimini sürdürüyor.

Başlangıçta, "Sovyet tehdidine karşı" üye müttefiklerin topraklarını "savunma alanı" olarak belirleyen NATO, bu kavramı da değişim sürecinde eritiyor ve "ittifakın küresel rolü" tartışmalarda ön plana taşınıyor.

Kurulduğu 4 Nisan 1949 tarihinden bu yana büyümeyi, genişlemeyi ve yayılmayı hiç durdurmayan, önce savunma alanını genişleten, sonra bu alan dışı, küresel müdahalelere girişen NATO'nun bazı önemli tarihleri şöyle sıralanabilir:

4 Nisan 1949: Kuzey Atlantik Antlaşması, Washington'da 12 ülke (ABD, Kanada, Belçika, Danimarka, Fransa, İngiltere, İtalya, İzlanda, Lüksemburg, Norveç, Hollanda ve Portekiz) tarafından imzalandı.

18 Şubat 1952: İlk genişleme hareketi çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan NATO'ya katıldı.

6 Mayıs 1955: Federal Almanya, NATO üyesi oldu.

13 Ağustos 1961: Berlin duvarı inşa edildi.

4 Mart 1966: General Charles de Gaulle, ABD ağırlığına karşı tavır koyarak Fransa'yı NATO'nun askeri kanadından geri çekti. Fransa, siyasi kanatta üye kaldı. NATO Genel Merkezi ve Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı (SHAPE) 1967'de Paris'ten Belçika'ya taşındı.

12 Aralık 1979: NATO, nükleer silahlarını modernleştirme kararını alırken, 500 kadar orta menzilli Amerikan füzesinin Avrupa ülkelerinde konuşlandırılmasına da yeşil ışık yaktı.

30 Mayıs 1982: İspanya, NATO'nun 16. üyesi oldu.

9 Kasım 1989: Berlin duvarı yıkıldı. Bunu izleyen aylarda Doğu Almanya, Romanya ve Çekoslovakya'da komünist rejimler devrildi.

3 Ekim 1990: İki Almanya birleşti. Böylece, eski Doğu Almanya "otomatikman" NATO üyesi oldu.

31 Mart 1991: Varşova Paktı feshedildi.

8 Aralık 1991: NATO, Roma zirvesinde "yeni tehditlere karşı" önlem arayışlarına ve yapısal değişime başladı.

Haziran 1992: NATO'nun savunma alanından çıkarak "barışı koruma" görevlerine katılımına yeşil ışık yakıldı.

Nisan 1993: NATO, BM kararlarının uygulanmasını sağlamak için Bosna hava sahasında operasyonlar başlattı.

10 Ocak 1994: İttifak, üye olmayan ülkelerle işbirliğini geliştirmek amacıyla Barış İçin Ortaklık (BİO) programını harekete geçirdi.

28 Şubat 1994: NATO ilk defa "ateş açtı", Bosna üzerinde 4 Sırp uçağı, ABD F-16'ları tarafından düşürüldü.

10 Nisan 1994: NATO, ilk defa havadan karayı bombaladı. Amerikan F-16 savaş uçakları, Sırp cephelerini hedef aldı. Bu tarihten sonra birbirini izleyen NATO operasyonları Sırpları Bosna'da masaya oturttu.

16 Aralık 1995: NATO, savunma alanı dışında ilk kara operasyonunu başlattı. Bosna'da 60 bin askerli barışı koruma gücü (IFOR) harekete geçirildi.

17 Mayıs 1997: NATO ve Rusya arasında imzalanan işbirliği anlaşmasıyla Soğuk Savaşa son verildi.

12 Mart 1999: Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti NATO üyesi oldu.

24 Mart 1999: NATO, Kosova'da Sırplara karşı savaşa girişti. İttifakın hava operasyonları 78 gün sürdü. Sırplar bölgeden çekildi, NATO güvenliği üstlendi.

23 Nisan 1999: İttifak, 50. yaşını kutlarken, terörizmi kendisine yönelik tehditler arasına soktu.

12 Eylül 2001: ABD'de 11 Eylül saldırılarından sonra NATO antlaşmasının, bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılacağına ilişkin 5. maddesine ilk defa işlerlik kazandırıldı.

14 Mayıs 2002: NATO Konseyi, İzlanda'daki toplantısında, ittifakın "yeni tehditler" karşısında kapsama alanını genişletmesine ve "gereken her yerde müdahalede bulunmasına" yeşil ışık yaktı.

16 Nisan 2003: NATO, Afganistan'daki çok uluslu gücün (ISAF) yönetimini üstlendi.

2 Haziran 2003: NATO, Irak'ta "kısıtlı bir rol" oynamayı kabullendi.

28 Haziran 2004: İstanbul zirvesinde Irak yönetimine destek kararı verildi, polis ve asker eğitimi başlatıldı. NATO bayrağı Irak'a sokuldu.

29 Mart 2004: İttifak, tarihinin en kapsamlı genişlemesini 7 yeni üyenin (Estonya, Letonya, Litvanya, Slovakya, Slovenya, Bulgaristan ve Romanya) katılımıyla gerçekleştirdi.

30 Temmuz 2006: NATO kontrolündeki Afganistan gücü ISAF, ülkenin tamamını kapsama alanına aldı.

2 Nisan 2008: Arnavutluk ve Hırvatistan'ın ittifaka 2009'da katılımına yeşil ışık yakılırken, Makedonya'nın üyeliği, Yunan vetosuyla askıya alındı.

"OBAMA ŞOV" MERAKLA BEKLENİYOR

Fransa'nın Strasbourg ve Almanya'nın Kehl ile Baden-Baden kentlerinde yarın 28 müttefikin devlet ve hükümet başkanlarını buluşturacak 21. NATO zirvesinde en fazla ilgi ve merakla beklenen liderin, ABD Başkanı Barack Obama olduğu gözlemleniyor.

Son yıllarda ABD'nin eski Başkanı George Bush ile "ciddi diyalog sıkıntıları ve gerginlikleri" bulunan Avrupalı müttefiklerin karşısına "yeni ve saygılı bir yaklaşımla" çıkacağı ileri sürülen Obama'nın, bu zirvede "ABD Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı" sıfatıyla "uluslararası sahnelere ilk adımlarını atacağı" ve "Washington'ın yeni politikalarının somut işaretlerini vereceği" anlatılıyor.

NATO'daki Amerikalılar, "aile buluşması" olarak nitelendirilen zirvenin, "ABD ile Avrupa arasında yeniden kucaklaşma vesilesi" oluşturacağı görüşünü savunurken, Obama'nın yeni Afganistan stratejisini ve terörizme karşı mücadele hedeflerini müttefiklere anlatarak destek isteyeceğini bildiriyor.

Afganistan'a 20 binden fazla askeri takviye olarak göndermeyi kararlaştıran Obama yönetiminin, Avrupalı müttefiklerden fazla beklenti içinde olmadığı, Afganistan'da sivil gelişmelere maddi ve insani katkılarda bulunulmasını isteyeceği ifade ediliyor.

Obama'nın, Rusya'ya ilişkin yaklaşım ve politikalarda da değişiklik ve yumuşama mesajları taşıması öngörülüyor.

Avrupalı müttefiklere daha fazla fikir danışılacağı, siyasi ve askeri işbirliği ortamının geliştirileceği, dayanışmanın somutlaştırılacağı, gerginliklerin giderileceği Amerikalılar tarafından "heyecanla" anlatılırken, 2010 sonunda belirlenecek "yeni strateji" çerçevesinde NATO'yu "bölgesel" değil, "küresel" bir oluşum haline getiren ABD'nin bundan büyük yararlar sağlamayı planladığına da dikkat çekiliyor.

Obama'nın, 2004 yılında "İstanbul inisiyatifi" çerçevesinde başlatılan "kapsama ve temas alanını genişletme" hareketlerine de önem ve öncelik verdiği ifade ediliyor. NATO, Avustralya'dan Mısır ve İsrail'e, Güney Kore'den Yeni Zelanda'ya, Japonya'dan Orta Asya ve Kafkaslara kadar pek çok ülke ve bölgeyle askeri işbirliğini geliştiriyor.

NATO içinde bazı müttefikler, "küresel jandarma" olarak nitelendirdikleri ABD'nin, ittifakın askeri ve savunma rolüne de küresel boyut kazandırma girişimlerine şüpheyle bakıyor, Obama'yı da bu konuda "gerçek niyetleri müttefiklerle paylaşmaya" davet ediyor. Fransa'nın öncülüğündeki bu müttefikler, savunma ve güvenlik unsurlarının küresel karar mekanizmasının NATO'da değil, BM'de kalması gerektiğini savunuyor.

Öte yandan ABD Başkanı Obama'nın Türkiye'ye yapacağı ziyaretin "ilginç ve kıskanç" yorumlara kaynak olduğu gözlemleniyor. Obama'nın, 5 Nisan akşamı ulaşması öngörülen Ankara'da ve daha sonra gideceği İstanbul'da vereceği mesajların ve sergileyeceği tavırların, NATO zirvesinde gözlemleneceklerden çok daha önemli ve ilgi çekici olacağı anlatılıyor, "gerçek Obama şovun Türkiye'de izleneceği" ileri sürülüyor.

NATO'ya genel sekreter atanmasına ilişkin tartışma ve pazarlıkların da zirvede değil, Türkiye'de sonuca bağlanabileceği görüşü ağırlık kazanıyor.

İTİBAR KAYBINA ÖNLEM ARAYIŞLARI SÜRÜYOR

NATO üyesi 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirecek zirvede, Afganistan dosyası ayrıntılı olarak ele alınacak.

ABD'deki yeni Başkan Barack Obama yönetiminin Afganistan politikasının ön plana çıkacağı zirvede, Afganistan'daki gelişmelerin "ittifaka daha fazla itibar kaybettirmemesi" için alınması gereken önlemler üzerinde bir kere daha durulacak.

NATO müttefiklerinden askeri yardım ve lojistik desteği artırmalarını isteyen Afganistan konusunda, "kapsamlı stratejik plan" belirlemekten sürekli söz eden ittifak, zirve sonunda, "Afganistan Deklarasyonu" yayımlayacak.

"Afganistan'daki bazı başarısızlıkların faturasının NATO'ya çıkarılmasının büyük haksızlık olduğunu" savunan diplomatlar, NATO'nun bu ülkede görev üstlenen pek çok uluslararası kurumdan sadece biri olduğuna işaret etmeyi sürdürüyor.

Afganistan'da güvenlik alanında, "belirli bölgelerde belirli kırılganlıklar devam etse dahi" genelde düzelme olduğunu anlatan diplomatlar, "Afganistan'ın kendine özgü koşullarından kaynaklanan sıkıntılara" işaret ediyor.

Afganistan'daki Taliban rejiminin çökmesinin ardından 2001 yılı sonunda düzenlenen Bonn Konferansında, geçici yönetime destek amacıyla "BM Güvenlik Konseyi otoritesi altında görev yapacak gönüllü ülkelerin askerlerinden oluşan bir uluslararası koalisyon" şeklinde kurulan Afganistan'daki Uluslararası Destek Gücü (ISAF), 11 Ağustos 2003 tarihinden itibaren NATO tarafından yönetiliyor.

ISAF 40 kadar ülkenin 62 bin kadar askeriyle çalışmalarını sürdürürken, "her şeyin yolunda gittiğini savunmak zor" itirafında bulunan NATO yetkilileri, basın ve kamuoyunun "yanlış değerlendirmelerinden" yakınıyor, "ISAF'ın görev tanımına iyi bakılmalı. Bu görev terörle mücadele değil, Afgan makamlarının güvenlik ortamını geliştirmesine katkı sağlamaktır" diyor.

Hedefi "terörle mücadele" olan ABD'nin bazı operasyonlarda sivil kayıplara neden olmasının faturasının NATO'ya çıkarılmasının yanlış olduğu anlatılıyor.

İttifak bünyesinde yapılan yorum ve değerlendirmelerde, "Sağlanmış güvenlik ortamı içinde Afganistan'ın yeniden imarını esas alan faaliyetler var. Karmaşa, istikrarsızlık, zor yaşam koşulları sıfırdan kalkınma gerektiriyor" ifadeleriyle NATO'nun daha ziyade güvenlik boyutunu ilgilendiren alanlarda ön plana çıktığı, daha etkin bir BM koordinasyonuna ihtiyaç olduğu uzun süredir belirtiliyor.

ISAF'a 900 kadar asker veren ve komutayı 2 defa üstlenen, "NATO'nun en güçlü askeri birimlerine sahip olan üyelerinden biri" olarak nitelenen Türkiye'nin, Afganistan'da "etkin ve tutarlı rol oynadığı" belirtiliyor.

Diplomatlar, "Afgan halkının Türkiye'ye yönelik müthiş sevgi, saygı ve güveninden" de söz ediyor.

-"BAŞARI SADECE ASKERLE OLAMAZ"-

NATO'nun Afganistan'da uzun süredir yaşadığı "panik ve iktidarsızlık havasını" değerlendiren diplomatik kaynaklar, sadece askeri girişim ve müdahalelerle Afganistan sorununa çözüm getirilemeyeceğini sık sık tekrarlıyor.

Ülkenin yeniden imarına büyük özen gösterilmesi gerektiği, "güvenliksiz ekonomik gelişme, ekonomik gelişmesiz güvenlik sağlanamayacağı, siyasi kanatta da herkesin elini taşın altına sokması gerektiği" söyleniyor.

NATO uzmanları, Afganistan'da polisin okuma-yazma bilmediğine, yeterli hapishane ve hakim bulunmadığına, adli sistemde reformlar gerektiğine değinirken, Afgan ordusunun eğitiminde olumlu gelişmeler bulunduğunu, ancak Taliban'ın elinde daha modern silahlar görüldüğünü anlatıyor.

Afganistan'da "ulus devlet" kurulması için gerekenlerin yapılması, ekonomisinin yüzde 65'i narkotik üzerine kurulu bir ülkenin toparlanmasının zorlukları üzerinde duran uzmanlar, "AB'nin de elini cebine atması lazım. Bu iş sadece silahla olmaz. İnsanların gönlünü kazanmak ve onlara bir hayat tarzı sunmak gerekiyor" diyor.

ABD Başkanı Barack Obama'nın Afganistan'a 21 bin asker takviyesinde bulunacaklarını açıklamasının ardından, bu ülkedeki şiddet eylemlerinin de artması endişesi bulunuyor.

ISAF sözcüsü Kanadalı general Richard Blanchette, Afganistan'da terör odaklarıyla mücadele etmek için asker sayısının yetersiz kaldığını, Obama'nın kararının memnuniyet verici olduğunu ve rahatlama getireceğini savunuyor.

NATO'nun Afganistan'da sadece geçen yıl 230 kadar askerini kaybettiği, bu yıl başından bu yana da 77 askerin öldüğü belirtiliyor.

NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, konuya ilişkin son açıklamalarında, "NATO, Afganistan sorununu tek başına çözemez" derken, Afgan ulusal ordusunun ıslahı için yılda 2 milyar dolara ihtiyaç bulunduğunu söyledi ve askeri katkıda bulunmayan Japonya, Suudi Arabistan gibi zengin ülkelerden de maddi katkı istedi.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, Afgan ordusunda asker sayısının 2011 yılına kadar 80 binden 134 bine artırılacağını belirtiyor.

NATO zirvesinde, Afganistan konusunda somut işaretler ve irade beyanı bekleniyor.

***

NATO üyesi 28 müttefikin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirecek zirvede Fransa'nın ittifaka dönüş iradesini yansıtmasının "memnuniyetle karşılandığının" ifade edilmesi bekleniyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin, geçen ay NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'e ilettiği resmi mektupta, ülkesinin ittifakın askeri kanadına tam dönüş iradesini aktardığı biliniyor, ancak Fransızların dönüş süreçlerine ilişkin senaryolar şaşırtıcı düzeyde belirsiz ve karmaşık gözüküyor.

-FRANSA'NIN NATO'DAKİ YERİ-

Fransa'nın NATO'daki yeri, özellikle Irak krizinin başladığı, Paris'in Washington'a karşı tavır aldığı dönemden beri sorgulanıyor ve tartışma konusu oluyor.

Fransa'nın eski Devlet Başkanı General Charles de Gaulle, yayımlanan anılarında da anlattığı gibi, "NATO'ya her zaman şüpheli bakan" bir devlet adamıydı. De Gaulle, 1966 yılında "Fransa'nın bağımsız bir savunma politikası olması gerektiği" düşüncesiyle, ülkesini NATO'nun askeri kanadından geri çekti. General de Gaulle, 1949'da kurucusu oldukları Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatının (NATO) askeri yapılanmasının, bütün müttefiklerin ABD'nin kontrolüne geçmesine neden olduğunu düşünüyordu.

İktidara döndüğü 1958 yılından itibaren "bağımsızlık" ilkesi üzerinde duran de Gaulle, Amerikalıların tepkilerini topluyordu. Kennedy cinayetinden sonra gerginlik arttı ve Fransa, 7 Mart 1966'da NATO'nun askeri kanadından ve yapılanmasından çekildiğini açıkladı. NATO'nun Paris'teki Genel Merkezi ve askeri karargahları 1 Nisan 1967'de boşaltıldı, "apar topar" Belçika'ya taşındı. Sovyetler Birliği bu kararları alkışlarken, ABD, Hollanda, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde Fransa aleyhinde gösteriler düzenlendi. Gerginlik, 1968'den itibaren "askeri kanat dışındaki Fransa'nın sadık müttefik olarak kalacağı" açıklamalarıyla giderildi.

-DÖNÜŞ-

Devlet Başkanı Jacques Chirac, 5 Aralık 1995'te Fransa'nın NATO askeri kanadına "aşamalı olarak" döneceğini açıkladı. Hükümet kararı, Fransa'nın Askeri Komite bünyesinde temsil edileceğini, savunma bakanları düzeyinde toplantılara katılacağını bildiriyor, ancak kuvvetlerini ittifakın askeri planlamalarına dahil ettirmiyordu. Fransa "askeri kanada" dönüyor, "askeri yapılanma" dışında kalıyordu.

Bu karar şöyle değerlendirildi:

"Fransa hükümeti, kamuoyunun tepkisinden çekinerek, NATO'nun askeri kanadına yavaş dönüş yapıyor. Askeri kuvvetleri NATO kararlarına ve komutanlıklarına otomatikman bağlı olmayacak. Paris, NATO'nun askeri kanadı dışında kalarak Avrupa'da etkinlik yitirdiğini, karar mekanizması dışında da kaldığını fark etti. AB bünyesinde Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) projesine de destek vererek, askeri alanda söz sahibi olmanın arayışını başlattı."

Öte yandan Balkanlardaki krizin ardından bölgeye NATO kontrolünde kuvvet ve asker göndermek durumunda kalan Fransa, bir yandan da NATO'nun askeri karar mekanizması dışında daha fazla kalamayacağını görüyordu.

Paris, Soğuk Savaşın son bulmasının ardından NATO'nun yeni bir yapılanmaya girdiğini de görmüş, askeri karar mekanizması dışında kalmasının, kontrolü tamamen kaybetmesi riskini beraberinde getirdiğini kamuoyuna kabul ettirmeye başlamıştı. Bununla birlikte NATO Avrupa Kuvvetleri Komutanlığında (SHAPE), "Avrupa Kuvvetleri Komutanının (SACEUR) her zaman bir Amerikalı olması koşulu, Fransa'nın halen hazmedemediği bir unsur olarak kalıyor. Ayrıca Soğuk Savaş sonuna kadar sadece "savunma alanını" koruması söz konusu olan NATO, kendi kendine, savunma alanı dışında müdahale, etki ve yetki imkanları tanıdı. Balkanlardaki ihtiyaçlar, ittifakın bu kararı için gerekçe oldu.

-FRANSA NEREDE-

Fransa, NATO'nun Savunma Planlama Komitesi (DPC) ve Nükleer Planlama Grubu (NPG) oluşumları dışında kalıyor. Ancak aynı Fransa, NATO'nun en yüksek askeri karar organı olan Askeri Komitede ve diğer askeri birimlerde temsil edildiği gibi, Kuzey Atlantik Konseyinin savunma bakanları düzeyindeki toplantılarında da hazır bulunuyor.

NATO'da, Fransa öncülüğünde Almanya ve Belçika gibi bazı müttefiklerin Irak müdahalesine karşı çıkmasıyla ortaya çıkan ve "ittifak tarihinin en büyüğü" olarak nitelendirilen kriz, ABD'nin Fransa'yı "yok saymasıyla" noktalanmıştı.

ABD, NATO açısından son derece önemli olan bir kararı, "Fransa ile" veremeyince "Fransa'sız" verebileceğini kanıtlamış, Almanya ve Belçika'nın "ikna edildiğini" gören Fransa, hedef olduğu "dışlama yöntemini" kabul etmek durumunda kalmıştı.

Kriz döneminde, "Fransa ile NATO'nun ilişkileri hangi mantığa dayanıyor" sorusunu yanıtlayan ittifak kaynakları, "NATO-Fransa ilişkileri, ittifak tarihi boyunca hiçbir mantığa dayanmamıştır" yanıtını vermişti.

-SON AÇIKLAMALAR-

Fransa, "NATO ile ilişkilerini güncelleştireceğini" belirtirken, "ABD'den bağımsız ve hükümran bir müttefik" olarak kalacağını da ileri sürüyor.

Fransa Savunma Bakanı Herve Morin, "ülkesinin NATO askeri kanadına dönüşünün 1995 yılından bu yana adım adım gerçekleştiğini, ittifak genelkurmayında halen 120 Fransız subayının görev yaptığını, Fransa'nın tüm NATO askeri operasyonlarına katıldığını, Kosova ve Afganistan'da komutanlıklar üstlendiğini" hatırlattı, "bunlara rağmen askeri planlamalara katılamadıklarını" belirtti ve "bu anlamsız duruma son verileceğini" ifade etti.

Fransızlar, askeri kanada dönüş pazarlıklarında, halen ABD kontrolünde bulunan bazı üst düzey komutanlıkların kendilerine ve diğer Avrupalı müttefiklere aktarılmasını, "NATO'nun Avrupalılaştırılmasını" istiyor.

NATO sözcüsü James Appathurai, Sarkozy'nin, askeri kanada dönüş sürecinde "bürokratik ve teknik prosedüre uyacağını" belirttiğini açıkladı.

İttifakta bazı üyeler ise bu sürecin "teknik, hukuki ve siyasi değerlendirmelerden geçeceğini" anlatıyor, hiçbir somut senaryo veya takvim bulunmadığını söylüyor.

Askeri yapısında 13 bin kişilik kadrosunu yeniden düzenlemekte olan NATO'nun, bu çalışmalar kapsamına Fransa'yı da dahil ettiği belirtiliyor.

Arnavutluk ve Hırvatistan'ın da katılımıyla 28 müttefik tarafından askeri kadroların paylaşılması, bu yıl sonunda tamamlanacak.

Fransız askeri kaynakları, NATO'nun yapısında yerlerini tam olarak 2010'da alacaklarını bildiriyor, Savunma Planlama Komitesi (DPC) ve Nükleer Planlama Grubu (NPG) oluşumlarına ise çok daha kısa zamanda, muhtemelen gelecek haziran ayında dönmüş olacaklarını savunuyor.

Sarkozy, zirvede Fransa'nın askeri kanada dönüş iradesini tekrarlarken, bunu "ittifakı güçlendirmek için" yaptıklarını da anlatacak.

AB bünyesinde oluşturulacak savunma mekanizmalarından umudu kesen Fransızlar, NATO'da Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikasının (AGSP) güçlendirilmesinden söz ediyor.

Fransa'nın askeri kanada dönüşünün "usul ve yöntemlere göre" gerçekleşeceği ileri sürülüyor, ancak bu "usul ve yöntemlerin" hangileri olduğu açıklanamıyor.

Bazı uzman ve kaynaklar, Fransa'nın askeri kanada dönüşünün tamamlanmış ve kabullenilmiş sayılabileceğini savunuyor.

Fransa Cumhurbaşkanı'nın zirve arifesinde yaptığı bir açıklamada, Fransa'nın NATO'nun Savunma Planlama Komitesi (DPC) bünyesindeki yerini alacağını, ancak Nükleer Planlama Grubu (NPG) dışında kalacağını açıklaması ve buna bir gerekçe göstermemesi de şaşırtıcı oldu.

Türkiye'nin, Fransa'nın dönüşünü "sevindirici bir gelişme" olarak algıladığı ve ittifakı güçlendirecek adımlara her zaman olumlu baktığı ifade ediliyor.

YENİ GENEL SEKRETER ARAYIŞLARI...

NATO'nun yeni genel sekreter arayışlarına ilişkin yorum ve spekülasyonlar devam ederken, bu konunun NATO zirvesi resmi gündeminde yer almadığı, ancak kulislerde ve çeşitli ikili görüşmelerde ön plana çıkacağı ifade ediliyor.

Genel sekreterliğe 2004 yılının ocak ayında atanan Hollanda'nın eski Dışişleri Bakanı Jaap de Hoop Scheffer, 31 Temmuz 2009'da koltuğunu devrederek Brüksel'den ayrılacak.

NATO genel sekreterliğine aday olarak ismi geçenler arasında, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski ve Kanada Savunma Bakanı Peter Mackay bulunuyor.

İttifak kulislerinde, Rasmussen'in adaylığına destek konusunda ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın uzlaşma sağladığı, ancak Türkiye'nin tavrının belirleyici olacağı ifade ediliyor.

Batı Avrupa basınında çıkan haber ve yorumlarda "karikatür krizi" üzerinde duruluyor, Rasmussen'in bu kriz sırasındaki hatalı tavrının Ankara tarafından hoş görülmediği ileri sürülüyor.

Bazı haber ve yorumlarda, Rasmussen'e destek konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında fikir ayrılığı olduğu iddia edilirken, NATO zirvesinde Türkiye'yi, Rasmussen'e karşı olunmadığını söyleyen Gül'ün temsil edeceği belirtiliyor.

NATO'daki yabancı diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, "çeşitli baskılara rağmen" olaya "aceleci olmayan ve soğukkanlı bir tavırla yaklaşan" Türkiye, "NATO'nun başında, ittifakın en önemli tehdit olarak algıladığı terörizme karşı ortak mücadelenin öneminin bilincinde olan bir genel sekreter" istiyor.

Terör örgütünün yan kuruluşu olan Roj TV'yi barındıran Danimarka'nın başbakanının, terörizme karşı mücadeledeki "bilinç ve kararlılık düzeyinden şüphe duyulduğu" ifade ediliyor.

Türkiye, 2004 yılından beri Roj TV'nin Danimarka'daki lisansının iptali için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Liberal Rasmussen'in, terör örgütünün televizyon kanalını savunurken "ifade özgürlüğünden" söz ettiği hatırlatılıyor.

Bazı diplomatik gözlemciler, NATO'nun güçlü müttefiklerinden Türkiye'nin bu koşullarda Rasmussen'in genel sekreterliğine yeşil ışık yakmasının mümkün gözükmediği, bunun, uzun yıllardır terörizmden acı çeken Türk kamuoyuna kabul ettirilemeyeceği, Ankara'nın, "olası ısrar ve baskılara rağmen" veto kartını öne sürebileceği, aksi takdirde "itibar kaybının" söz konusu olacağı görüşlerini savunuyor.

Türk diplomatik kaynakları ise ortada acil ve ciddi bir sorun bulunmadığı mesajını verirken, yeni genel sekreter belirlenmesi konusunun NATO zirvesinin gündeminde yer almadığını, 31 Temmuza kadar vakit bulunduğunu, çeşitli adayların isimlerinin gayri resmi olarak geçtiğini, "ittifaka ve hedeflerine uygun bir isim" üzerinde uzlaşma sağlanacağını ifade ediyor.

NATO bünyesinde genel sekreterlik konusunda hararetli pazarlık ve tartışmaların devam ettiği gizlenmiyor, ancak ittifak yetkilileri ve Türk tarafı hiçbir resmi açıklama yapmıyor.

NATO'da genel sekreter, bir Avrupalı müttefik ülkenin bakanlık yapmış siyasetçileri arasından seçiliyor. Avrupa Kuvvetleri Komutanı (SACEUR) ise Amerikalı oluyor.

Fransa, NATO genel sekreterinin ittifakın İngilizceyle birlikte resmi dili olan Fransızca bilmesine önem ve öncelik veriyor.

NATO'ya eski Varşova Paktı üyelerinden, bir Doğu Avrupalı genel sekreter seçilmesi önerisi de gündemde kalıyor, ancak "yabancı dil olarak Rusça bilen bir NATO genel sekreterinin göreve gelmesinin olası sakıncalarından" söz ediliyor.

GENİŞLEME SÜRECİ DEVAM EDİYOR

Strasbourg-Kehl zirvesi öncesinde ittifaka katılan Arnavutluk ve Hırvatistan ile birlikte üye sayısını 28'e çıkaran NATO, genişleme adımlarını sürdürüyor.

NATO, geçen yıl Bükreş zirvesinde, Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya'ya ittifaka katılımları için yeşil ışık yakılmasını, Ukrayna ve Gürcistan'a da bu yolda "cesaretlendirici mesajlar" verilmesini kararlaştırmıştı.

İttifakın katılım koşullarını yerine getirmek için yoğun çaba harcayan ve başarılı olan Arnavutluk ve Hırvatistan için sorun görülmezken, aynı başarıyı sağlayan Makedonya, Yunanistan'ın veto tehdidiyle karşı karşıya kalmıştı.

Atina, "kendi topraklarına ve tarihine ait olduğunu" savunduğu "Makedonya" isminin bir ülkeye verilmesine karşı çıkmaya devam ederken, Üsküp'ün bu isimden vazgeçmemesi halinde veto hakkını kullanarak NATO'ya katılımını engelliyor.

BM'ye 1993'te "Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya" adı altında katılan ülkeyi NATO'da sadece Türkiye "Makedonya" adıyla tanıyor. Türkiye, bu yaklaşımını baştan beri, Makedonya'nın adı geçen tüm NATO belgelerinde "dipnot" olarak zabıtlara geçiriyor.

Makedonya'nın bu ismi alması halinde gelecekte kendisinden toprak talebinde de bulunabileceğini öne süren Atina, ABD ve diğer bazı müttefiklerin baskılarına rağmen tavır değiştirmiyor.

Yunanistan'a giderek "ortamı yumuşatma" girişimlerinde bulunan NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'in başarı sağlayamadığı biliniyor.

Atina, uzun süredir çözüm bulamadığı bir sorunu NATO bünyesinde gündeme getirerek ve veto tehdidini kullanarak çözmek için çaba harcarken, "iyi komşuluk ilişkilerinin, NATO'ya katılımın ön koşulu olduğunu" anlatıyor.

-TÜRKİYE'NİN TAVRI-

Makedonya'yı bu ismiyle tanıyan tek NATO müttefiki olan Türkiye, ittifakın "açık kapı politikasını" destekliyor ve bölgesel yaklaşımlara önem veriyor.

Ankara, Balkan ülkelerinin NATO'ya katılımlarını "bölgesel istikrara katma değer sağlayacağı" gerekçesiyle destekliyor ve Balkanları "her zaman dikkatli olunması gereken bir bölge" olarak algılıyor.

-UKRAYNA VE GÜRCİSTAN-

Bükreş zirvesi sırasında NATO'nun genişleme planlarına dahil olmak isteyen Ukrayna ve Gürcistan'dan kaynaklanan uzlaşmazlık, ittifak bünyesinde devam ediyor.

ABD'nin eski yönetiminin sıcak baktığı ve desteklediği bu katılıma, başta Almanya, Fransa ve Hollanda olmak üzere bazı müttefikler karşı çıkıyor.

Ukrayna ve Gürcistan'a yeşil ışık yakılmasına muhalefet gösteren ülkeler, "Rusya ile gerginlik ortamının körüklenmemesi gereği" üzerinde dururken, ittifaka "sorun ithal edilmemesini" istiyor, bu ülkelerin içişlerinde istikrar sağlamalarının beklenmesini öneriyor.

Alman hükümeti sözcüsü Thomas Steg, "iç politika çatışmaları yaşayan", "bölgesel sorunların ve bölücülük hareketlerinin görüldüğü" ülkelerin ittifaka katılamayacağını belirtti, Gürcistan ve Ukrayna'da bunların görüldüğüne işaret etti.

Almanya, iki ülkenin NATO'ya katılımına yeşil ışık yakılmasına karşı tavrını açıkça ifade eden müttefiklerin başında geliyor. Başbakan Angela Merkel, bu ülkelerde kamuoyunun da bu katılıma fazla sıcak bakmadığını hatırlatıyor.

Ukrayna ve Gürcistan'ın katılımına karşı tavır alan ülkeler arasında Belçika, İspanya, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Lüksemburg, Norveç ve Hollanda da bulunuyor.

Buna destek verenler arasında ise Litvanya, Kanada, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Letonya, Estonya, Slovakya, Slovenya, Bulgaristan ve Romanya yer alıyor.

Ankara, NATO'nun genişleme dosyası çerçevesinde Ukrayna ve Gürcistan'a, "onları soğutmayacak bir tavırla", "teşvik edici mesajlar" verilmesinden yana tavır koyuyor.

Rusya, NATO'nun Ukrayna ve Gürcistan'ı bünyesine katma girişimlerini sürdürmesi halinde ulusal menfaatlerinin zarar göreceğini savunarak, böyle bir durumda ittifakla işbirliği adımlarını durduracağı tehdidinde bulunuyor.

Bundan 10 yıl önce, 1999'da "demir perdeyi aşarak" eski Varşova Paktı üyesi ülkeleri bünyesine katmaya başlayan NATO'nun genişleme hareketlerinin devam edeceği belirtiliyor.

AB İLE İLİŞKİLERDE SAĞLIKSIZ ORTAM DEVAM EDİYOR

NATO zirvesinde, "NATO-AB ilişkilerindeki pürüzlerin" yüzeysel olarak ele alınması bekleniyor.

Sağlıklı diyalog ve işbirliği ortamını baştan beri yaratamayan iki kurumun, bazı sorunların aşılması için uzlaşma arayışlarını sürdürdüğü, ancak son yıllarda hiçbir somut olumlu adım atılamadığı, bu durumun da AB üyesi Kıbrıs Rum kesiminden kaynaklandığı biliniyor.

-STRATEJİK İŞBİRLİĞİNDE KIBRIS ENGELİ-

Uzun yılardır devam eden hararetli tartışmalara rağmen, "NATO'da Kıbrıs sorunu yok" söylemini sürdürmeyi tercih eden diplomatik kaynaklar, bu dosyanın NATO ile AB ilişkilerini geniş ölçüde olumsuz etkilediğini gizlemiyor.

"Ortak stratejik menfaatler" temelinde oluşturulan NATO-AB işbirliği, 24 Ocak 2001 tarihinde NATO Genel Sekreteri ve AB dönem başkanlığı arasındaki yazılı irade beyanıyla somutlaşmıştı. Bu tarihten itibaren iki kurumun, "birbirini tamamlayıcı nitelikte" savunma işbirliği ve danışmalar yaptığı var sayılıyor, ancak bu alanda bugüne kadar "temkinli ve küçük adımlar" dışında etkinlik görülmedi.

AB üyesi olan Kıbrıs Rum kesiminin NATO ile ilişkilerde Türkiye tarafından kesin bir tavırla dışlanması ilişkileri kolaylaştırmadı. NATO'ya "kapıdan giremeyen Rumların bacadan girme" girişimleri, Ankara'ya yapılan bazı baskılara rağmen etkisiz ve sonuçsuz bırakılıyor.

NATO Konseyinin 2003 kararında NATO ile AB arasında stratejik işbirliğine yeşil ışık yakılırken, iki koşulun altı çizilmişti. Bunlara göre, işbirliği yapılacak ülkelerin Barış İçin Ortaklık (BİO) katılımcısı olması ve NATO ile güvenlik anlaşması imzalaması gerekiyor.

Malta ile Kıbrıs Rum kesimi, bu koşulları yerine getiremiyor. Bu üyeler NATO-AB stratejik işbirliği dışında bırakılırken, AB kanadı, "tüm üyelerinin tam katılımı olmadan hiçbir karar veremeyeceği" gerekçesiyle sorun yaşadığını belirtiyor.

NATO kaynakları, "ittifakta var olmayan" Kıbrıs sorununun giderek artan bir şekilde "tüm müttefiklerin sorunu" olduğuna işaret ederken, bu sorunun çözümünün, "Türkiye'nin AB'ye katılımıyla" ve "Kıbrıs sorunun adil bir şekilde sonuca taşınmasıyla" gerçekleşeceğini savunuyor.

-AB ZOR DURUMDA-

Savunma kimliği ve yetenekleri oluşturmakta başarısız kalan AB'nin, NATO'dan sağlamak istediği desteğin önemli ve kapsamlı olduğu gözlemleniyor.

Türkiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) çerçevesinde AB'ye verdiği askeri desteğe işaret ederken, "beklentilerini" de hatırlatıyor ve bazı müttefiklerin, sıkıntıların aşılamamasında Ankara'yı suçlamasından duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor.

AB'nin çeşitli operasyonlarına hava ve deniz unsurlarıyla desteklenmiş tugay düzeyinde desteğini 2000'li yılların başından beri sürdüren Türkiye, AGSP'yi başından beri desteklediğini, AB'nin temel hedefine katkıda bulunduğunu, bunu yaparken, bazı sıkıntıları ve AB'den beklentilerini de dile getirmeyi sürdürdüğünü hatırlatıyor.

Türkiye'nin AB temel hedefine yoğun katkılarının belgelerde sadece "ilave" olarak nitelendirilmesinin devam etmesinden kaynaklanan rahatsızlık sık sık dile getiriliyor.

Türkiye'nin AGSP bağlamında tüm yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiği de hatırlatılırken, AB ile ilişkilerindeki gelişmelere değiniliyor, artık bir aday ülke olma konumunun geride kaldığı, katılım müzakerelerinin başladığı ve ilerlediği ifade ediliyor.

AGSP harekatlarına katkıda bulunan Türkiye'nin, planlama boyutuna "kısmen" katıldığı bu harekatların karar ve komutasına hiç katılamaması durumunun devam etmesinden duyduğu rahatsızlığı da uzun süre ifade ettiği biliniyor.

Öte yandan Türkiye'nin, Avrupa Savunma Ajansıyla işbirliği yapması için gerekli idari düzenlemelerin sonuçlandırılması beklentisi de yanıtsız kaldı. AB üyesi olmayan NATO müttefikleri Norveç ve Türkiye'nin ajansa katılımı için bazı özel idari düzenlemelere gidilmesi kararlaştırılmıştı. Norveç dosyası sonuçlandırılırken, Türkiye'nin katılımını sağlayacak metnin imzalanması, "AB üyesi" Kıbrıs Rum kesimi tarafından veto edilerek engelleniyor.

Aynı sorun, AB ile bilgi alışverişine olanak sağlayacak bir güvenlik anlaşmasında da yaşanıyor. Rum kesimi, uzun yıllardır üzerinde çalışılmış olan ve sonuç aşamasına gelen bu anlaşmanın imzalanmasını veto yoluyla engelliyor.

Ankara, bu koşullarda sorunlara çözümün "AB bünyesinde", "Rumların ikna edilmesiyle" mümkün olabileceği üzerinde duruyor, bu olmadan kendisinden NATO'da "esneklik" beklenmemesi gerektiği mesajı veriyor.

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin, "NATO-AB ilişkilerinin gelişmesini canı gönülden desteklediği" mesajını sık sık yansıtıyor, ancak bu konuda, geçen süreçte hiçbir olumlu adım ve gelişme gözlemlenmediği belirtiliyor.

KÜRESEL ALANDA İŞBİRLİĞİ VE ORTAKLIK GELİŞTİRİLİYOR

NATO üyesi 28 müttefikin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirecek zirvede, "ittifakın siyasi ve askeri dönüşüm süreci" ele alınırken, kuruma üye olmayan ülkelerle işbirliği ve ortaklık konusuna da değinilecek.

İstanbul'da 2004 yılının haziran ayında NATO'nun 26 müttefiki ve ittifakla işbirliği yapan 20 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını, dışişleri ve savunma bakanlarını, genelkurmay başkanlarını ve askeri yetkilileri bir araya getiren zirve sonunda "İstanbul inisiyatifi" olarak belgelere giren bir kararda, NATO'nun, başta Akdeniz ülkeleri olmak üzere ittifak dışı "dostlarla" temas ve ilişkilerini geliştirmesine yeşil ışık yakılmıştı.

NATO, İstanbul zirvesinden bu yana "Akdeniz Diyaloğu" çerçevesinde Fas, Tunus, Cezayir, Moritanya, Ürdün, İsrail ve Mısır ile temaslarını yoğunlaştırdı.

"Avrupa Atlantik Ortaklık Konseyi" çerçevesinde ittifakla işbirliğini yürüten 20 ülke dışında, ittifakla "yakınlaşmakta olanlar" arasında Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda bulunuyor.

Genişleme alanındaki sorun ve uzlaşmazlıklara rağmen Ukrayna ve Gürcistan, "yoğunlaştırılmış işbirliği programı" çerçevesinde ittifaka yanaşırken, Arnavutluk, Hırvatistan tam üye oluyor, Yunan engeliyle karşılaşan Makedonya, başarılı olduğu "Üyelik Eylem Planı" çerçevesinde "müstakbel NATO müttefiki" konumunu koruyor.

NATO kaynakları, "küresel bir güç" haline geldiği varsayımlan ittifakın "çok geniş bir yelpazede" işbirliğinin söz konusu olduğunu belirtiyor.

-NATO İLE İSRAİL DİYALOĞU-

NATO, İsrail ile ortak işbirliği programı imzaladı. "Güçlendirilmiş Akdeniz Diyaloğu" çerçevesinde geliştirilen işbirliği programının yanı sıra İsrail'in, ittifak tarafından Akdeniz'de sürdürülen ve terörizme karşı mücadeleyi hedefleyen operasyonlara katılımı da söz konusu oldu.

Akdeniz'de 11 Eylülden hemen sonra, 6 Ekim 2001'de başlatılan NATO operasyonu (Yoğun Gayret-Active Endeavour) çerçevesinde, deniz trafiği, gemiler ve kargolar, terörle mücadele kapsamında denetleniyor. Akdeniz'in tamamında devriye gezen ittifakın daimi deniz birimleri, şüpheli gemileri durdurarak aramalar yapıyor.

NATO açıklamalarında, İsrail'in ittifakla işbirliği programı imzalaması ve Akdeniz operasyonlarına katılma kararı alması "anlamlı bir adım" olarak nitelendi.

-İRAN-

NATO'da zirve öncesinde şaşırtıcı bir gelişme daha meydana geldi ve Şah döneminden bu yana, son 30 yıldır ilk defa İranlı bir diplomatın NATO Genel Merkezinde temaslarda bulunduğu gözlemlendi.

Strasbourg zirvesinden bir hafta önceki bu ziyarette, "İranlı bir büyükelçinin, NATO Genel Sekreteri Yardımcısı Martin Erdmann ile görüştüğü, Afganistan konusunun ele alındığı, gayrı resmi bir temasın söz konusu olduğu açıklandı.

-KÜRESEL JANDARMA-

NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, ittifakın "küresel jandarma" haline gelme hedefinde olmadığını, ancak büyük bir "değişim" meydana geldiğini sık sık söylüyor.

Genel Sekreter, "NATO küreselleşmiyor" derken, dünyanın çeşitli bölgelerindeki ülkelerle işbirliği olanaklarının değerlendirildiğini anlatıyor.

NATO'nun Berlin duvarının yıkılmasından sonraki değişimleri hakkında bilgiler veren Genel Sekreter, ittifakın "güvenlik üreticisi" olduğunu savunuyor.

RUSYA İLE DİYALOG ARAYIŞLARI

NATO'nun 60. doğum gününün kutlanacağı zirvesi sonunda, Rusya'ya bazı "sıcak mesajlar" ve "güvenceler" verilmesi bekleniyor.

ABD'deki yeni Başkan Barack Obama yönetiminin tavır ve mesajlarından kaynaklanan bu beklentinin, zirve sonunda yayımlanacak ortak bildiride yanıt bulacağı belirtiliyor.

NATO, geçen yılın ağustos ayında Gürcistan ve Kafkaslarda yaşanan sorunların ardından Moskova ile diyaloğunu askıya almıştı.

Genel Sekreter Jaap de Hoop Scheffer, aralık ayında NATO Konseyinin Rusya ile diyaloğu "koşullu ve aşamalı" olarak tekrar canlandırma kararı aldığını açıklamıştı.

NATO Konseyi, geçen 5 Martta NATO-Rusya Konseyinin tekrar toplanmasına resmen yeşil ışık yaktı.

Moskova ise bu kararı izleyen çeşitli mesajları görmemezlikten gelirken, zirve öncesinde "NATO ile işbirliğini tekrar canlandırma konusunda tereddütlü olduğunu", "diyaloğun tekrar başlatılması kararının sadece NATO üyeleri tarafından değil, Moskova tarafından da onaylanması gerektiğini" açıklamakla yetindi.

Rusya, NATO zirvesinden çıkacak belgeleri "dikkatle okuyacağını", tavrını ve kararını daha sonra açıklayacağını duyurdu.

Rusya ayrıca, Ukrayna ve Gürcistan'a NATO'nun genişleme planlarında yer verilmesi halinde ittifakla işbirliği alanında tavrını katılaştıracağı mesajları veriyor.

NATO-Rusya Konseyinin, daimi temsilciler düzeyinde 20 Nisanda toplanması öngörülüyor. Bu oluşumun bakanlar düzeyindeki toplantısının da gelecek mayıs veya haziranda yapılması planlanıyor.

Dış Haberler aa

24 Mart 2009 Salı

Tüm bildiklerinizi unutun

Tüm bildiklerinizi unutun!

Yeni üretilen bilgisayar tüm alışkanlıklarınızı bir kenara bırakmanızı sağlayacak

Microsoft Surface, Microsoft tarafından kurulmuş yeni nesil bilgisayar firması olarak Avrupa'nın gündeminde. Microsoft Surface ilk olarak 30 Mayıs 2007'de tanıtıldı. Surface'in en önemli özelliği, fare, klavye veya herhangi bir bilgi giriş aygıtına ihtiyaç duymaması. Surface 30 inch dokunmatik ekrana sahip. Şekil olarak sehpaya benziyor. Surface'in bilgi girişi el veya eller ile sağlanıyor. Sahip olduğu Multi-Touch teknolojisi sayesinde insan ile bilgisayarlar, elektronik cihazlar (örneğin Dijital Fotoğraf Makinesi, Cep telefonu vs.) arasında farklı bir iletişim olanağı sağlıyor.

2007 yılında ilk defa satışa sunuldu. Satış fiyatı ise 10 bin dolar civarında olan Surface'e en fazla restoranlar ve oteller ilgi gösteriyor.

Surface'in özellikleri

Surface, Multi-Touch adı verilen yeni bir kullanıcı arabirimine sahip. Bu teknoloji bilgi girişi için fare veya klavye vb. cihazlara ihtiyaç duymuyor. İlk Surface modelleri 30 inch ekran boyutlarına sahipti. Varolan dokunmatik teknolojiden oldukça ayrıcalıklı kompleks bilgi girişine imkân tanıyor. Bu teknoloji sayesinde birden fazla parmak aynı anda kullanılabiliyor. Eller sayesinde uygulamalar kontrol edilebilmekte ve başka kullanıcılar tarafından da aynı anda uygulama kontrolü sağlanmakta. Fare tarafından gerçekleştirilebilen bir çok olay parmaklar sayesinde kolayca halledilebiliyor. Örneğin pencerelerin boyutunun değiştirilmesi, döndürülmesi veya taşınması işlemleri parmaklar tarafından kolayca yönetilebilmektedir. Kayıtlı olan 52 farklı bilgi giriş modu ile çalışılabiliyor. Yani aynı anda en fazla 5 kişi tarafından her kişinin 10 parmağı ile farklı uygulamalar yapılabiliyor.

W-LAN bağlantı teknolojisi sayesinde cihazlardaki bilgi kolaylıkla Surface'e aktarılabilmekte ve çek-bırak metodu kullanılarak tekrar bir parmak hareketi ile cihazlara kayıt edilebiliyor.

Surface, Microsoft'un en aktüel işletim sistemi Windows Vista kullanmakta ve W-LAN 802.11 b/g, Ethernet 10/100 ve Bluetooth 2.0 özelliklerine sahip.

56 cm yüksekliğe, 53 cm derinliğe ve 107 cm genişliğe sahip olan bilgisayarın ekran büyüklüğü 30" (76 cm) ve Acrylglas'dan yapılmış. Habertürk Ekonomi

17 Mart 2009 Salı

Erdal Öz ödülleri sahiplerini buldu

Erdal Öz ödülleri sahiplerini buldu
2009 Erdal Öz Edebiyat Ödülü, İ. Oktay Anar'ın

Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün bu yılki sahibi İhsan Oktay Anar.Can Kitabevi’nde Doğan Hızlan ve Can Öz’ün gerçekleştirdiği bir basın toplantısıyla, tüm edebiyatseverlere duyuruldu. Doğan Hızlan konuşmasında, “Türk Edebiyatı’na sağladığı katkılar ve ortaya koyduğu; incelemeleriyle, araştırmalarıyla dokuduğu özgün, düşünce dolu eserlerinden dolayı İhsan Oktay Anar’a verdiklerini belirtti”

Can Yayınları’nın kurucusu ve edebiyatımızda 50 Kuşağı’nın önemli temsilcilerinden olan Erdal Öz’ün anısını yaşatmak amacıyla ailesinin ve Can Yayınları’nın katkılarıyla kurulan, bu yıl, Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Jale Parla, Nüket Esen, Semih Gümüş, Enis Batur ve Can Yayınları temsilcisinden oluşan Seçici Kurul’un 15 Mart Pazar günü Can Kitabevi’nde yaptığı toplantıda aldığı karar doğrultusunda , edebiyatımıza kazandırdığı birbirinden önemli romanları, bu romanlarda ortaya koyduğu özgün üslubu nedeniyle İhsan Oktay Anar’ı layık gördü.

“Kâfirler İçin Apologya” adlı ilk öyküsü Nisan 1985’te Morköpük dergisinde yayımlanan Anar’ın, ilk romanı olan Puslu Kıtalar Atlası ise Hulki Aktunç’un önsözüyle yayımlandı. Bir efsaneden yola çıkarak oluşturduğu Kitab-ül Hiyel: Eski Zaman Mucitlerinin İnanılmaz Hayat Öyküleri adlı romanından sonra yazar, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri adlı yapıtını ortaya koydu. Bu eser, İngiltere’de 476 Oyuncuları tarafından sahnelendi. Anar 2005 yılında yayımladığı Amat adlı eserinden sonra, 2007 yılında edebiyat çevrelerinde de oldukça ilgiyle karşılanan Suskunlar ile okuyucularıyla buluştu.

Doğan Hızlan, “ Bu yılın ödül sahibini belirlemekte kurul olarak oldukça zorluk çektik. Bunun sebebi olarak da önümüzde aslında bu ödüle layık olabilecek birçok isim vardı, fakat bu kadar çok ismin olması edebiyatımızın olgunluğunu ve önemli bir noktaya ulaştığını gösterir” dedi.

Erdal Öz Edebiyat Ödülü Seçici Kurulu verilen kararların adil olması ve ödüle karar kılmakta her yıl edebiyat alanında yetkin başka isimlerin de etkili olması düşüncesiyle , her yıl yeni bir üye seçiliyor ve bir sonraki yıl bu yeni üye kurula katılıyor. Ve her yıl, Seçici Kurul başkanı, ödülü kazanan sanatçıyı açıkladıktan sonra görevini sıradaki üyeye devrediyor. 2010 yılında, Seçici Kurul’un yeni üyesi ise yazar Feride Çiçekoğlu olacak.

Yazara ödül kapsamında kazandığı 15 bin TL ve Handan Börüteçene’nin gerçekleştirdiği heykelin de verileceği ödül töreni, Erdal Öz’ün doğum günü olan 26 Mart’ta Pera Müzesi’nde yapılacak.

14 Mart 2009 Cumartesi

Zihin okumaya bir adım kaldı

5 YIL SONRA HAZIR

Zihin okumaya bir adım kaldı
İngiliz bilim adamları, 5 yıla kadar insanların zihnini okuyan makinelerin hazır olacağını söylüyor.


Londra Üniversitesi'nde sürdürülen araştırmalarda, sanal bir çevrede hareket eden deneklerin beyin taramalarından tam olarak bulundukları yerin tespit edilmesi sağlandı.

Sonuçları Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmada, hatıraların beynin yön bulma ve hatırlama işlevlerinden sorumlu hipokamp bölümüne işlendiği noktalar belirlendi.

Deneyde beyin taramaları yapılan 4 gönüllü, özel bir bilgisayar programı sayesinde sanal boyuta aktarılan bir odada dolaştırılırken, odada tam olarak bulundukları yer belirlenmeye çalışıldı

04 Mart 2009 Çarşamba

Anne ve babalar mutlaka okuyun

ÇOCUĞUNUZ İNTERNETE GİRİYORSA

Anne ve babalar mutlaka okuyun!
Eğer bir anne babaysanız, bilgi çağının avantaj ve dezavantajlarının muhasebesini yaparken kafanızın karışmaması mümkün değil.

Hele de, çocuğunuzun uçsuz bucaksız internet diyarıyla ne kadar yakın bir ilişki içinde olması gerektiği konusunda. Çünkü internet, anne babalar için giderek daha derin ve tedirgin edici bir bilinmez halini alıyor.

Sokak Çocukları Rehabilitasyon Derneği Başkanı Prof. Oğuz Polat'm 2OO8'de hazırladığı "Çocukların Cinsel Sömürüsü" adlı rapora göre dünyadaki pornografik site sayısı 4.2 milyona ulaşırken, arama motorlarında pornografik site arama sayısı günlük yaklaşık 70 milyon. Aynı raporda pornografik sitelere giriş yaşının ll'e düştüğü, pornografik sitelere en sık giren yaş aralığının 12-17 olduğu da belirtiliyor. Endişe verici bu tablo karşısında anne babalar, internetteyken çocuklarını gözetim altına almaya çalışıyor, hatta kimileri işi çocuklarına bilgisayar ve interneti tamamen yasaklamaya kadar vardırıyor. Pedagog Sevil Gümüş'e göre bir şeyi ya-saklamak, yasaklanana ilgiyi arttırdığı gibi çocuğun anne babaya olumsuz tavırlar takınma-sına neden oluyor. Sebebiyse, çocuğun, kendisine saygı duyulmadığı ve değer verilmediği düşüncesiyle kızgınlık duymaya başlaması. "Yapılması gereken, çocukla iyi İletişim; kurup, ona mantıklı ve tatmin, edici açıklama yaparak birlikte bir karara varmak."

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) menşeli uluslararası güvenlik şirketi Hackersafe'in Türkiye temsilcisi İnan Taptık ise, interneti yasaklamanın bilgi çağında çocuğun gelişimini olumsuz etkileyeceğinden, geçerli bir çözüm olmadığını vurguluyor. Önerisi, yasaklamak yerine filtreleme programları kullanarak çocukları tüm internetten değil, internetteki zararlı sitelerden korumak. Ancak bazen filtrelemenin yetmeyeceği durumlar İçin, çocukların bilgisayar başındayken sıkça kontrol edilmesi ve yaş grubuna göre bazı kurallar oluşturmak gerektiği uyarısında da bulunuyor. "Yurtdışında satılırken üzerinde +7 yaş, +15 yaş uyarılan yer alan oyunlar internette serbestçe dolaşıyor, hiçbir filtreleme programı bunlara erişimi engelleyemiyor. Kan ve şiddet gibi unsurlar içeren bu oyunlar belli yaş grubu altındaki çocukları psikolojik olarak derinden yaralayabiliyor."

Ancak bu kontrolün içeriği ve sınırları çok iyi belirlenmeli. İşte www.temiz-internet.com sitesinde yer alan, Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) yaş gruplarına göre internet kullanma önerilerinden derlediğimiz birkaç tüyo:

* 10 yaşın altındaki çocuklar interneti kullanırken tamamen sizin gözetim ve kontrolünüzde olmalı. Çevrimiçi olduklarında yanlarında oturun. Yalnızca sizin seçtiğiniz siteleri ziyaret ettiklerinden emin olun. Ayrıca kendine bir e-posta hesabı edinmesine izin vermek yerine, ona internet servis sağlayıcınızdan, paylaşılan bir aile e-posta hesabı alın.

* İnternete girdiği bilgisayarın çocuğun odasında değil, evinizin ortak kullanım alanı içinde olmasına dikkat edin.

* Bilinçli ve güvenli internet kullanımıyla ilgili belli kurallar belirleyin ve pozitif bir tutum İçinde ona anlatın.

* Öğretmenleriyle birlikte çocuğunuzun yaşına uygun, güvenli internet sitelerinin adreslerini belirleyin. Bunları bilgisayarınızın "sık kullanılanlar" bölümüne kaydedin. Böylece istediğiniz zaman bu adreslere kolaylıkla erişebilmeniz mümkün olur.

* Sizin izniniz olmaksızın adres, okulunun adı ve telefon numarası gibi kişisel bilgileri internet ortamında kimseye vermemesi gerektiğini öğretin.

* Sitelerdeki oyunlara, aktivitelere ve yarışmalara katılmadan önce bunların yaşına uygun olup olmadığı konusunda mutlaka size ve öğretmenine danışması gerektiğini öğütleyin.

* İnternet sohbetlerinde onları rahatsız eden bir davranışta bulunmalarını isteyenler olduğu takdirde, sohbeti bırakarak hemen size haber vermesini ve olayı anlatmasını isteyin. Ona kızmayın ve size güvenmesini sağlayın.

* Nasıl ki gerçek dünyadaki arkadaşları ve yeni tanıştıkları insanlarla ilgili onlarla konuşuyorsanız, çevrimiçi arkadaşları ve etkinlikleri hakkında da konuşun.

* Bilgisayara küçük bir program yükleyerek çocuklarınızın internette hangi sitelere girdiğini takip edebilirsiniz. Sentinel Professional, Casus Bilgisayar Programı gibi sistemler çocukların bilgisayardaki her türlü hareketini kaydediyor.

* Çocuklarınızın sakıncalı sitelere ulaşma olasılığını en aza indirmek için kullanabileceğiniz filtre programlarından bazılarıysa şunlar: RTÜK tarafından hazırlanan Gözcü, TTNET Aile Koruma Şifresi, Screen Shirld Anti Porno Programı, Volsoft Web Filtre, CBRWebjin, ErtemsoftAntiporn, Inter Filtre.

28 Şubat 2009 Cumartesi

Orta Asya'dan bugüne Türklerin kitapla macerası

Orta Asya'dan bugüne Türklerin kitapla macerası

Yekşah, zerdûz, çârkûşe, kumaş, ebrûlu, murassa' (mücevherli), lâke... Çoğumuzun ilk kez duyduğu bu kelimeler, kütüphane raflarında korunan ya da çürümeye terkedilen, bir kısmı da müzayedelerde rekor fiyatlara alıcı bulan elyazması kitapların ciltlerini tarif ediyor.

Kitabın önemsenmediği bir çağda yaşadığımızdan şikâyet edilir sürekli. Oysa geriye doğru bakınca kitapla, yazıyla ve okumayla ilişkimiz o kadar da uzak görünmüyor. Orta Asya'dan günümüze kadar kitap, herhangi bir nesneden çok, yüksek bir medeniyetin nişanesi görülmüş. Özellikle İslâm dininin ilme verdiği önem, Kur'an-ı Kerim'in ve hadis-i şeriflerin şanına layık şekilde yazıya dökülmek istenmesi yazı ve kitabı başlı başına bir sanat dalı haline getirmiş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ yayınlarından çıkan 'Türk Kitap Medeniyeti' adlı eserde anlatılanlar, bunun bir ispatı. Editörlüğünü Alper Çeker'in üstlendiği çalışma, kağıt ve kalem ile ilk tanıştığımız zamanlardan bugüne, kitap medeniyetimizin izlerini sürüyor.

Türklerin kağıtla tanışması eldeki belgelere göre Uygur dönemine denk geliyor. Çinlilerden öğrendikleri kağıdı kendilerine has bir tarzda kullanan ve cilt haline getiren Uygurlar, oluşturdukları dinî eserleri mezarlara çizdikleri resimlerle süslemişler. Bu süslemeler, günümüze kadar uzanan minyatür sanatının atası sayılıyor aynı zamanda. Uygurlardan Abbasilere aktarılan resim ve minyatür sanatı, zaman içinde gelişerek Levnî ile zirveye ulaşmış. İsmet Binark'ın araştırmalarına göre matbaa ile ilk tanışmamız da Uygurlar dönemine rastlıyor.

Resimlerle desteklenen 'Türk Kitap Medeniyeti'nin sayfalarında geçmişte yazı kültürünün simgesi olan meslekler de yer alıyor. Hattatlıktan nakkaşlığa, âhârcılığından ebruculuğa, mürekkepçilikten mücellitliğe, kâğıt makasçılığından kalemtıraşçılığa kadar kitaba bağlı birçok sanat dalı günümüzde sanat gayretiyle çok dar bir çevrede yaşatılmaya çalışılıyor. Bu bilgiler, kitabın nasıl medeniyet haline geldiğini de ortaya koyuyor aslında. Kağıdın kesiminden âhârlanmasına, hattat tarafından metnin yazılmasından etrafının cetvellenmesine, en sonunda ciltlenip meraklısına ulaşmasına uzanan yolculuğu takip ederken, bu sanat eserlerinin yüz binlercesinin zayi edilmesine hayıflanmadan edemiyorsunuz.

Sadece teorik bilgilerle yetinilmeyen çalışmada, yıllarını yazıya ve kitaba adamış ustalarla yapılmış söyleşiler yer alıyor. Ebru ve hat alanında ülkemizin önde gelen isimlerinden Fuat Başar ve cilt ustası İslam Seçen'in sanatlarını anlattığı kitapta yer alan bir diğer konu ise sahaflık mesleği. Ticaretten çok bir kültür olan, Bursa'da başlayıp İstanbul'a intikal eden, zamanında padişahlar tarafından korunan sahaflığın son temsilcilerinden İbrahim Manav'la yapılan söyleşi, bir geleneği dillendiren önemli bir belge niteliğinde. "Sahaflık sevgi isteyen bir iş, ders kitabı satanlar bugün bizden daha çok kazanıyor. Fakat bir Naima Tarihi'ni karıştırmak, Müteferrika baskısı bir kitabı incelemek heyecanlandırdı beni." diyor Manav. Kitabın son bölümü ise yayıncılığımızın tarihine ayrılmış. Bu bölümde köklü sahaflardan Nedret İşli ile yapılan bir söyleşi, Bab-ı Âli'den başlayıp Beyoğlu'na uzanan süreçte yayıncılığımızı ele alıyor.

Kitap kavramının içinin boşaldığı bugünlerde 'Türk Kitap Medeniyeti'ni okuyanlar, tozlu raflara her el attıklarında muhtemelen bu macerayı hatırlayarak tebessüm edecekler.

25 Şubat 2009 Çarşamba

THY'de aynı uçaktan 52 tane var

THY'de aynı uçaktan 52 tane var

İstanbul-Amsterdam seferini yaparken inişi sırasında kaza yapan Boeing 737-800 tipi uçaktan Türk Hava Yolları (THY) filosunda 52 adet bulunuyor.

Alınan bilgiye göre, yatay uçuş sürati 858 kilo metre olan Boeing 737-800 tipi uçak, 165 yolcu taşıyabiliyor. Azami kalkış ağırlığı 79 bin 15 kilogram, kanat açıklığı 34,315 metre, azami yatay uçuş yüksekliği 41 bin feet, gövde uzunluğu 39,472 metre, azami menzili 4 bin 755 kilometre olan uçak, yerden 12,548 metre yüksekliğe sahip.

THY filosunda 52 adet olan bu tip uçakta, 8 adet çıkış kapısı yer alıyor.